Rüyalar ve Döngüler

Öğrenme, tekamül etme, dinlenme ve bütünleştirip- özümseme döngülerimizde doğaya ayak uydururuz.Her yedi yıllık döngüde tamamen yeni bir şeye dönüşmemiz bir yana, bizim yıllık ve aylık döngülerimiz vardır.

Rüya görme yıl boyunca doğal gelişim döngülerini takip eder.İlkbahardan sonbahara dek, hızlandrılmış bir öğrenim döneminde bulunuruz.Bu durumu astroloji ile açıklayabiliriz. İlk altı burç Koç ‘tan Başak burcuna kadar olan burçlar bireyseldir, kendimizle ilgilidir.Diğer altı burç ise toplumsaldır.Güneşin Koç burcuna girmesiyle başlayan İlkbahar ayında derslerimiz çok hızlı gelir ve enerji artıp yükselir.Bu dönemde bize günlük deneyimlerimizde almamız gereken ama kaçırdığımız dersleri gösteren öğretici rüyalar sunulur.Ancak, rüyalarımız üzerine çalışmadıkça, ilkbahar ve yaz dönemindeki rüyaları hatırlamamız daha zordur.

Sonbaharın enerjisi Ekim,Kasım,Aralık aylarında yumuşamaya başladığında, rüya hali o kadar hakim olmaz.Biz o sırada yorgunluk gidermekte, dinlenmekte ve geçirdiğimiz aktif gelişim mevsiminin derslerini özümsemekteyizdir.

Kış ayları genellike en net ve güçlü rüyaları gördüğümüz aylardır. Bu bizim ruhsal ya da içsel tekamül zamanımızdır.İlkbahardan sonbahara dek öğrenmemiş olduğumuz dersler sonraki ilkbaharda yeniden karşımıza çıkacaktır.Biz bir sonraki gelişim mevsimine hazırlanırsak üzerinde çalışmamız gereken herşey bize gösterilir.Kış döneinde isel öğrenimimiz yoğunlaşır.Onlar üzerinde çalışmıyor olsak bile,rüyalarımızı hatırlamaya daha eğilimli oluruz.Kış dönemi, ilkbahar iin hedeflerimizi saptama,içgörü isteme ve  yolumuzu belirleme zamanıdır.

Rüyalar ay döngüsü tarafından da etkilenir.Dolunaydan beş gün önce rüyalar gülenmeye ve netleşmeye başlar,dolunay enerjisiyle zirveye erişirler. Eğer merkezlenmemişsek yani topraklanmamışsak, dolunay enerjimizi dağıtabilir ve rüyalarımız garip görünebilirler.Dolunay döngüsü esnasında depresif hissedebiliriz.Yine ne kadar merkezlenmişsek dış etkilerden o kadar az etkileniriz.Bu durumda gelen tüm enerjileri kendi yararımıza kullanabiliriz.

dreams-1

Kendimizi keşfe çıkmak istiyorsak ilkbahardan sonbahara kadar kendimizle çalışabileceğimiz enerjiler mevcut bunlardan en iyi şekilde yararlanmak için topraklanmış bir halde, rüyalarımızı yazarak başlayabiliriz.O zaman tekrarlanan rüyalarımızı ya da sembollerle verilmiş olan dersi daha kolay anlayabiliriz çünkü rüyalarmızdan gelen bilgiler en doğru bilgilerdir.Tekrarlanan rüyalarımız var mı? Peki neden rüyalarımız sembollerle geliyor? O da başka bir yazının konusu olsun.

NOT:Betty Bethards’ın ‘Kendinizi Anlamak İçin Semboller’ Kitabından yararlanılmıştır.

Reenkarnasyon ve Ruhun Yolculuğu

Reincarnation-Islam

Hepimiz yıldızların yapıldığı maddeden geliyoruz, yukarıda ne varsa aşağıda onların tezahürüyüz.Doğmadan önce 9 ay annemizin karnında gökyüzünde seyirde olan yıldızların etkileriyle yoğurulduk, mayalandık ve tekamül sürecimizi tamamlamak için,derslerimizi öğrenmek için seçmiş olduğumuz hayatlarımıza geldik. Yolumuz uzun öğrenecek çok şeyimiz var.Ama önceliğimiz kendimizi öğrenmek. Bizden başka kimsenin erişiminin olmadığı ruhumuzu öğrenebiliriz, onunla iletişim kurabiliriz.Nelerle yoğrulduk? Tabiatımızda neler var? Nasıl hayatlar yaşadık önceki hayatlarımızda? Nasıl karmayla yüklenip geldik?Bunları sorgulamamız için öncelikle reenkarnasyonu yok saymadan anlamaya çalışmamız gerekiyor.Ölüyoruz ,doğuyoruz,tekamülünü tamamlayanlar yani mokshaya (ölüm ve doğum çemberinden kurtuluş) ulaşanlar bir üst plana çıkıyorlar ulaşamayanlar alacakları dersleri almak için yaptıkları şeyleri ödemek için tekrar bedenlenmeyi seçiyorlar.(Burdaysak eğer hala öğrenilmemiş derslerimiz var demektir).Seçimi yapan bizim ruhumuz yani üst benliğimiz.Egomuz değil, bilinç değil.Yani nasıl bir hayat seçtiysek biz seçtik bedenimizi ,evimizi, ailemizi, ruh halimizi her şeyimizi. Bu hayatımızda her ne yaparsak öldüğümüzde ruhumuz kendi kendini yargılar.Kibirli biri miydin? Ruhun bunu görür kendini yargılar ve adil kararı senin için verir.Bir sonraki yaşantında o kibirini yenecek şeyleri kendine çekersin.Kendini alçaltacak seçimler yaparsın, sonra neden bunlar benim başıma geldi diye sorarsın.Çünkü tanrının parçası olan ruh kontrat imzaladı seni bu durumda kurtarmak için. Reenkarnasyonun olmadığını söylemek ise sizi yaptıklarınızdan dolayı cezalandıracak, sizden ayrı bir Tanrı beklediğinizi gösterir. Benim inandığım yaratıcı ise kullarına sonlu bir hayat verip onları sonsuz bir cehennemle yargılamaz.Bu bedende doğduysak hepimizin ödeyeceği karması,tekrar doğmamıza sebep olan istek ve arzularımız vardır o yüzden gelmişizdir.Aslında doğum bize verilmiş bir şans bu yaşantıda tüm isteklerimizi gerçekleştirebiliriz ve karmamızı temizleyebiliriz.Ölümle o kapı kapanır ve biz yine elimizdeki doğru ve yanlışlarımzla yargılarız kendimizi sonra başka bir döngü başlar doğumla, işte reenkarnasyon. Döngüde sıkışıp kalan biz insanların kurtuluş için döngüyü fark etmesi ve karmasından iradesi yardımıyla çıkması gerekiyor.Bu yüzden en büyük guru Hz Muhammed hadisinde Ölmeden önce ölünüz diyor yani kendinizi yargılayın öldüğünüzde yapacağınız hesaplaşmayı şimdi yapın diyor ve gelen bütün peygamberler insanlara bunu anlatmak için geldiler. İnsanın kendi eliyle ördüğü karmasını temizlemeleri için bunları farketsinler diye geldi hepsi ama karşılaştıkları şey egosunun(mayanın) esiri insan oldu.Yine Kuran da Şura suresi 30. ayette ‘Başınıza ne gelse kendi elinizle yaptığınızdan dolayı gelir. Allah bir çoğunu da bağışlar.’ diye geçiyor.Yani iyi ve kötü yaptığımız her şey kendi elimizden çünkü irade bizde.Bu yüzden karmamızın etkisinden çıkıp kendi kaderimizi elimize alabiliriz insana bu irade ve gücü vermiş yaratan, kendinden bir parça olan ruhu vermiş.O ruhun yolunu kaybetmemesi içinde yollar göstermiş.En’âm Suresi 97. Ayet ”Öyle bir mabuttur ki karada ve denizde, karanlıklar içine dalmışken yolunuzu bulmanız için yıldızları yaratmıştır. Bilen topluluğa delillerimizi apaçık anlatmadayız.Yolumuzu bulmak için bize yıldız ilmini verdi.Sadece karada ve denizde yol bulmak için değil hayat yolumuzu bulmamız için verdi.Yıldız haritalarımızdan zayıf ve güçlü yanlarımızı öğrenip, karmamızın üstesinden gelmemiz için, bu döngüyü kırıp asıl enerji kaynağına ulaşalım diye bizlere yol göstermiştir.Yani amaç yıldız ilminden gelecek bilgisi okumak değil kendimizi tanımak olmalı.Yunus Emre’nin de dediği gibi  ”İlim İlim Bilmektir İlim Kendini Bilmektir”. 

Yaratıcı bize verdiği mesajlarla tekamül süremizi kısaltmak ve aslında ondan farklı olmadığımızı hepimizin bir olduğunu farketmemizi ve asıl kaynağa ulaşmamızı bekliyor.Tabiki sadece kalbi açık olanlar görebilecek asıl gerçeği yine egosu yüksek olanlar aklın yetmeyeceği bazı şeyleri mantığa oturtmaya çalışırken çıkmaza düşecek. Çok sevdiğim bir örnek var dışarıda parkta bir kelebek uçuyor ve biz evin içerisinde kelebeği görmüyoruz diye o kelebeğin parkta uçmadığını söyleyebilir miyiz? Aklımızla kalbimizi dengeye getirip öyle bakalım, kapatmayalım kendimizi hakikate. Biz gönüllerimizi, kalplerimizi sevgiye güzelliğe doğru açalım gerisi kendiliğinden gelir.

Sevgiyle ve saygıyla…

Spiritüel Uyanış

IMG_20190420_194402

Her şey  dönüp kendimi bir kez sorgulamamla başladı. Ne yapıyordum, okuduğum okulların anlamı neydi? ben mi istemiştim.Mutlu değildim ama.Kendi isteklerim olduğunu düşünüyordum aslında…Sorgulayana kadar.Kendime söylediğim yalanlar bir bir ayağıma dolanmaya başlamıştı.Hareket edemiyordum.En son çocukluğumdan sonra kendim olmayı bırakmıştım.İçimdeki ışık ,kendime yaptıklarım konusunda beni kendi elimle köşeye sıkıştırmıştı.İlk adım,FARK ETMEK.Karşılaştığım olumsuz her şey benim eserimdi.Önce kabul ettim. Bu biraz sıkıntılı bir süreçti.Hayat yolum bana yoldan çıktın ve ne kadar uzaklaşırsan acın o kadar artar diyordu.Ruh zihin ve beden bölünmesi yaşıyordum.Ruhum yolunu biliyordu ama ben hep egomu takip etmiştim.İstediğimi sandığım bölümü okudum sonra bir dönemimi işsiz olarak geçirdim iş bulana kadar tek sıkıntım işti, işe başladıktan sonra ise burda bir sıkıntı var hissine dönüştü.İçimden bir ses hayatının sonuna kadar bunu yapamazsın diyordu.Anlamlı birşeyler yapmam gerektiğiyle ilgili çok kuvvetli bir duygu hissettim.Normalde o  kadar korkaktım ki değişiklik yapmaktan ödüm kopardı ama hissettiğim duygular cesarette veriyordu.Ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim yoktu ama güdüm çok yüksekti ve ilk defa iç sesimi dinledim.Evren’e sordum ben buraya neden geldim sonra sustum cevapları dinlemeye başladım. Kişiler ,semboller ,aniden farkettiklerim ,karşıma çıkan kitaplar (okuduğum kitapları paylaşacağım)gibi çok farklı şekillerde cevaplar aldım.Kendimi akışa bıraktım ve bunu yaparken güvendim.Bizi yaratan ve her canlıyı koruyan güce güvendim.Sonra beni duygusal açıdan doyurmayan işimi bıraktım daha sonra karşıma  keşfettiğim sevdiğim alanlarla ilgili bir çok fırsat çıktı.Hayat amacımızdan uzaklaşınca hayatımızda pürüzler yaratırız.Bunları fark edersek bir sonraki adıma geçebiliriz.

İkinci adım TEMİZLEMEK.Düşünce yollarımı değiştirmeye başladım,başıma gelen durumlara verdiğim otomatik tepkileri gözlemledim ve kendimi değiştirmeye karar verdim. Aslında değiştirmek değil en son çocukken bıraktığım Ben’e ulaşmaya çalışıyordum.Alışkanlıklarımı, düşünce yapımı değiştirmeye çalıştıkça bedenim buna direniyordu.Nasıl mı? Kendimi gözlemlemem sürerken yoga ve meditasyona başladım 2 ay sonra hormon sistemim bozuldu buna bağlı sivilce  problemiyle karşılaştım.Yaklaşık 1 yıl sürdü.Bu sağlık sorunlarıyla bedenimin bana ne anlatmak istediğini sorgulamaya başladım.Bedenim eski düşünce kalıplarımı dışarı atıyordu.Zaten bedeni yaratan düşünce kalıplarımız, var olan düşünce kalıplarımı değiştirmeye başlayınca bedenim sorun çıkarmaya başladı.En önemlisi vücudun dengesini sağlayan hormonlarım düşüncelerimdeki dengesizlikle sarsılmışlardı.Hastalık bu sorunların dışarı atılma biçimiydi.Korkmadım ,bedenim yeniye uyarlanıyordu.Cildim hassas olduğum konulardan biriydi ve uzun bir süre tedavisi sürdü sonuçta korktuğum şeyi yaşadım:) artık dış görünüşüm konusunda çok da takıntılı değilim. “Spiritüel Uyanış” yazısını okumaya devam et

Simurg’un Hikayesi

Çok çabalayıp istedim,

Yeri göğü aradım,

Hiç mekanda bulmadım,

Buldum insan içinde.

Yunus Emre

simurg

İran tradisyonundaki ismiyle Simurg olarak bilinen bu efsanevi kuş Türk tradisyonunda Kerkes ve Zümrüd-ü Anka, yabancı kaynaklarda ise Phoenix olarak bilinir.İnsan dili bilen,mesajcı,sırdaş,hikmet sahibi ve görünüşünde tüm canlılardan renkler barındıran bir kuş olarak tasvir edilir.Efsanelere göre bu kuş  Kaf Dağının tepesinde Bilgi Ağacında yaşarmış.Bütün kuşlar Simurg’un bilgeliğine inanır işler ters gittikçe Simurg’un onları kurtaracağına inanırlarmış.Ancak içlerinden onu gören olmamış,bir süre sonra kuşlar da ondan ümidi kesmişler.Ta ki kuşlardan biri uzak bir ülkede Simurg’un kanadından bir tüy bulana kadar.Onun var olduğuna inanan bütün kuşlar toplanmış ve Simurg’u bulup ondan yardım istemeye karar vermişler. Kaf  Dağı’na varmak için hepsi birbirinden çetin yedi vadiyi; istek, aşk, cehalet, inançsızlık, yalnızlık, şaşkınlık ve yokluk vadilerini aşmak gerekirmiş.

Kuşlar, hep birlikte uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalmış, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden. Bülbül güle olan aşkını hatırlayıp geri dönmüş. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış). Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını, balıkçıl kuşu bataklığını özlemiş…

Sayıları gittikçe azalmış. Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş”ta tüm kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında yalnızca otuz kuş kalmış.

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça “si”, “otuz” demektir, “murg” ise “kuş”. Otuz kuş aslında Simurg’muş Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “Simurg-otuz kuş” demekmiş. Her biri bir Simurg’muş. 30 kuş, anlamış ki aslında aradıkları sultan kendileriymiş. Gerçek yolculuk, sadece kendine yapılan yolculukmuş.

Simurg kısacası ruhsal aydınlanmayı ,uyanışı, insanın nefsini alt edip içindeki vicdan ve sezgi kanalına yönelmesini sembolize eder.